29 Eylül 2016 Perşembe

Mandalina Bahçesi...


Dücane C. önermiş bu filmi. 
Müziğine ayrıca bayıldım. Filmi youtubedan aratınca seslendirilmiş olarak buluyorsunuz zaten.
Ben bugün izledim. 

Hz. İnsan olabilmek ortalama insanın, önyargıların, bakışın, değer yargılarının, bilginin üzerine çıkmakla olabiliyor ki kolay değil. 

Filmi bitince ilk aklımda kalan başlangıç sahnesiydi. O ortamda o savaş şartları altında adam işini yapıyor yani gerçekten en güzel şekilde işini yapıyor ki elindeki işin ağaçla ilgili olması da ayrıca dikkat çekici.

İki insanın gerilimine tanıklık edip müdahalesini gerçekten sınırlı ama hakiki bir yerde tutması gereksiz arabuluculuk güzellemelerine girmeden usul usul ama net akması ayrıca dikkat çekici.

Diğer adam yani komşusu, onun mandalina bahçesi ile ilgili bağı ve yapılamayan hasatla ilgili cümleleri "yazık olacak" başka upuuzun bir hikayeye götürüyor.

"İnanmak" " sözüne güvenmek" "emin olmak"  ve bunu diğer insanlarda hala bulunan bir özdeğer olduğuna güvenmek, acıttı çok acıttı...

Sonra aklıma dün gece dikkatimi çekenler geldi.

Dün gece yatmadan önce kızım yine Sevgili Peygamberim kitabından okuyordu. Mekke'de boykot günlerini anlatan bölüm. 
Hz. Hatice annemizin yeğeninin ona deve ile buğday göndermeye çalışması ve bir müşrikin ona engel olma bahsinde üçüncü bir adam çıkıyor sahneye ve diyor ki; " Halasına bir miktar buğday götürmek isteyen bir insana engel mi olacaksın?" 
Yani sadece insani bir yaklaşımla, vicdan ve insaf ile diğer tüm yargıların üstünde bir soru ile yaklaşması, bağlı bulunduğu toplumun kararlarının, savunduğu kişinin inanıp inanmasıyla veya inanlara uygulanan insanlık dışı uygulamanın sebepleriyle ilgilenmemesi. Sadece soru soruyor?
Oyunu bozan da bu oluyor. 
Bir yerinden, bir kılcalından bu eziyetin anlamsızlığı dokunuyor. Böyle insanlar daha çok lazım diye düşündüm ki olduklarına inanıyorum. Bazen sadece dürüst ve insaflı duruşuyla belki inanların çoğundan daha inanca layık davrananlar. Anlatabiliyor muyum acaba diye şu an kıvranıyorum. 
Yani kazanılabilse Hz. Ömer olabilecek nice Ömerler...
Kaç defa okuduk bu kitabı o adam bu sefer dikkatimi çekti? 
Boykot, müşriklerin planın tam tersine müslümanların kuvvetlenmesine ve el-insaf olanların da müslümanların yanında durmasına sebep oluyor. 
Bu da ayrı bir ders. Üzerinde durulası. 
Ve tüm bunların olduğu anda Peygamberimizin( s.a.s) duruşu. Allah'a, kendine iman edenlere, müşriklere ve kendi içindeki haline beşeriyetine karşı durduğu nokta ve güzel her durumda güzel hali.

Yani sert, köşeli, takımcı, bizdenci işte ne bileyim öyle olmak yerine tek başına bile insan olma hasletlerini bırakmamak güzel şeylere vesile oluyor ki bu güzellik kişinin kendiside dahil insanlığın nasiplendiği bir nimet.
Bir de bunun hakikat ehli olma aşkı ile ince insan namzeti müslüman olarak yapmak neler yağdırır varın siz düşünün. 
Ben de düşüneyim tabi :)




28 Eylül 2016 Çarşamba

Uzun konular kısa cümleler...





Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
[Nerede olursa olsun; gerek Kâ’be-i Şerîf’in civarında, gerek kilisenin avlusunda…]

Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
[Hüzünlü bir kalbi sevindirmektir hüner.]

Fenni

Geçenlerde sevgili Hayati İnanç beyefendinin bir programına rastladım radyo kayıtlarında. Ondan divan şiiri dinlemek benim için özel bir zevk ve neşe kaynağı, Allah ondan razı olsun neşesi ve muhabbeti bulaşıcı. 
Onun ifadesiyle "yeraltı dostları"ndan okuduğu şiirler kadar kendi cümleleri ile gönle surur vermişliği çoktur. 
Neyse efendim yukardaki beyitti merhum Fenni' ye ait ki takılı kaldı dilde. O ara sevinmeye mi sevindirmeye mi ihtiyacım var idi de ilgim algım bunu seçti bilemiyorum.

Bir insanın kalbine sevinç koymak.
Bir insanın kalbindeki gamı giderebilmek.
Görüldüğünde kalbi, kabı mekanı daraltan değil genişleten insan olabilmek.
Tabi iyi düşünülüp anlaşılması gerekiyor kestirmeden ha yahu tabi evet evet dencek değil, şöyle bir bakınca bile milyon soru düşüyor akla.
Sevinmek ne demek, 
insanların bilgi görgü inanışları üstünde bir sevinme var mıdır, 
sevindirmek için pişmanlık ve acı göze alınabilir mi....vb.
Mesela hediyeleşmek hem Efendimizin (s.a.s) de tavsiyesi ki bu konuda ilk akla gelen yollardan biri. 
Ama hediyeleşmek ne demek? Verilen bir şey midir? 
Kendinle mi alakalıdır karşındakiyle mi?

Bazen işte bir cümle hediye eden insanlar var, ancak alan kişi bunun hediye olduğunu biliyor verenin haberi yok. 
Ben en çok onları seviyorum galiba. Belki o yüzden kitaplara düşkünlüğüm. Anlatanları dinlemeyi seviyorum belki bu yüzden.
Kendi cümlelerimi bulmaya çalışıyorum belki bu nedenle karşımdakine hediye edebileceğim çamursuz hasarsız kopyadan kaçan ama yine de bu dünyadan, yabancı değil.
Benim için önemli çünkü. 
Mühim mühim.
Mim yani :)

Resimlerin konuyla alakası hem var hem yok.
O uçak o gidiş tabi güzel bir andı lakin asıl mesele gökmavi.
Gökgri de olsa olur gri bulutların katkat yukardan baktığını görmek de güzel de asıl mesele, göğe bakanların kalbi çürümez :)
size...






22 Eylül 2016 Perşembe

Ey ölümlüler...


"Ey ölümlüler" diye seslenmek geldi içimden, her ne kadar "canlılar" diye adlandırsakda kendimizi ve bu kelime çalımıyla asıl olayı unutmanın ekmeğine tereyağ kolaylığında sürsek de , üstüne bal kıvamında hayatı akıtıversek de zahmetsiz bize verilmiş bir hakikat bu. 
Kesin, net ve her kişinin başının tam üstüne bırakılmış yüzde yüz gerçek,doğru,bilgi bu.

Biz ölümlüyüz. Öleceğiz falan da değil ölüyoruz an be an.

" Ve sadece ölümlüler aşık olabilir " diyordu Cem Mumcu bir konuşmasında.

Ölüm, o adından bile kaçındığımız yanı başımızdaki o en önemli bilgi yüzünü ona döndüğünde seni hayat, yaşamak, canlı, diri, Hay olmak hakkında bilge yapabilcek tek öğretmen. Yüzümüzü o bilgiye çevirebilirsek, kalbimize aşk adında bir hediye bırakacak.

Seyir etmeye o kadar alıştık ki ne içinden geçebiliyoruz ne içimizden geçebiliyor hayat ve ona dahil ne varsa. 

Bir vakitler pencereden seyir ederdik en azından o camı açma ihtimali vardı, şimdi bütün o dijital aletler açılmayan ardında erişilebilir dokunabileceğimiz, hissedeceğimiz bir ihtimali barındırmıyor. Çaresiz sadece seyredebilirsin. 

Seğirtip içine karışamadığın bir hayatın seyircisi. 

İyi de yaşamadığın bir hayattan mı öleceksin? 

Konforumuzu bozmadan tekamül edemeyiz biliyor muyuz, bir malumat olarak evet.
Ama o konforlu keyifli köşelerimizden, camların ardından bizi ne kaldıracak, kim?

ÖLÜMLÜYÜZ.

Kırılmadıysa bile çatladı o cam bu kelimeyi her duyduğumda, şöyle bir kıpırdandım oturduğum yerde hatta hafif ayaklandığım dahi oldu. Sonra?

Ah bir dönebilsem bütün bedenimle, yüzümü tam olarak bir çevirebilsem bu hakikate sonrası için lazım olan AŞK kalbimin orta yerine kurulacak eminim.

Hikayemin sonu belli, giriş dahlim dışı yapılmış müdahale alanımın dışında ama gelişme alanı bana bırakılmış. Kalemi al da kalk bir kaç cümle yaz kendin için.
Bu hikayeyi burda yazacağım, burdan postalayacağım yaşantımın devam edeceği sonraki yurda, açıp ben okuyacağım ve ordan devam edecek...

Kalem mi dedi biri ? Hani adına yemin edilen kutsal kitapda. Ne ola ki? 
:))