Ilık bir güz ikindisiydi...
Bakışları, fincandaki kahveden çıkıp aynı hızla hemen yanı başımızda uzanan denizin mavisine dalıverdi..Bir karabatak hızıyla...
Daldığı anıların arasından tebessüme bulanmış birtanesini çıkarıverdi masanın üzerine...
" Bunu sana anlatmamıştım sanırım." derken sesi çok özel bir şeyi sandıktan çıkaran kadındı.Heyecanlı, hüzünlü,dumansı...
" Bir meczub vardı..Sabahları çalıştığım yerin kapısını açarken daha, bir demet çiçekle belirirdi yanımda. Mevsimine göre değişirdi çiçekler lakin aralarda bir- iki tane o güllerden illaki olurdu. Hepsi nasıl taze, mis gibi kokardı..Her mevsim nerden nasıl bulur merak ederdim..."
Sigara paketine uzandı..Elinde evirdi çevirdi...
"Bildiğin meczubdu işte, üstü başı perişan,kirli...Saçları sokağın tozu, yüzü türlü leke..Kokmazdı ama nedense..Yaşlıydı yada yaşlı görünen bir yaşsızdı..Hep aynıydı..
Günlerce böyle geldi gitti..Önceleri korkardım, çekinirdim..Sonra sonra, benden evvel gelmediği günlerde merak eder yolu gözler oldum..Alışıyor insan işte"
Gülümserken yaktı sigarasını. Duman çok uzaklara esip gitmişti bile, dudaklarının kıvrımında oyalanmadan.
"O bir demet çiçeğin içinden bir tane gülü alır ona; Teşekkür ederim, çok iyisin.Bu da senin olsun, diyerek verirdim. Başını eğer, yıllardır üzerinde olduğunu sandığım rengi dönmüş ceketinin iç cebine koyardı. Tek kelime etmezdi..Sonra giderdi.."
...........
Devam edecek...


